Ya Malikel Mülk Kaç Defa Çekilir?
Bir Kayseri Akşamında…
Kayseri’de, özellikle akşamları, hava bir garip olur. İnsan, sanki güneşin batışıyla zamanın yavaşladığını hisseder. O sakinlik ve dinginlik içinde, Kayseri’nin taş sokakları her zaman bana başka bir anlam yüklerdi. Yalnızlık, bazen huzur verirken bazen de içindeki boşluğu gözler önüne serer. İşte ben de böyle bir akşamda, elimde “Ya Malikel Mülk” kitabı, kahvemden bir yudum alırken, kafamda bir soru belirdi: Ya Malikel Mülk kaç defa çekilir?
Bu sorunun bana ne kadar derin hissettirdiğini anlatmak zor. Çünkü bu sorunun içinde, sadece bir film ya da kitap sorusu yoktu. Bu, daha çok hayatın ne kadar derin olduğuna dair bir sorgulamaydı. Bazen insanlar, hayatın bir film gibi çekildiğini düşünür. Fakat ben, hayatın ne kadar keskin ve acımasız bir şekilde tekrar çekildiğini merak ediyordum. Sanki her yaşadığımız an, daha önce defalarca yaşanmış gibi. Ama işte, ne kadar defa sorusu da, belki de hepimizin içindeki kaybolmuşluğu simgeliyor.
Film Gibi, Yaşam Gibi…
Bir anda, o soru tüm dünyamı sarstı. Ya Malikel Mülk kaç defa çekilir? diye bir soru, bir gencin içindeki umutları, hayal kırıklıklarını, korkularını bir arada çıkaran bir soruya dönüşmüştü. O an, geçmişin ve geleceğin kesişiminde duruyordum. Kayseri’nin karanlık sokaklarından, büyük şehirlerin ışıklarına kadar her şey gözümün önünden geçiyordu. Bazen öyle anlar gelir ki, insan yaşamın ne kadar bir film olduğunu fark eder ama hiçbir zaman bir başrol oyuncusu olmadığını hisseder. Sadece yan karakter olursunuz, hep arka planda.
İçimde, işte tam da bu noktada büyük bir hayal kırıklığı vardı. Hep arka planda kalma duygusu, sürekli bir şeylerin eksikliği… Ama o eksiklik, aslında içindeki gücü ve kararlılığı anlamanızı sağlıyordu. Ya Malikel Mülk’in tekrar çekilmesi gibi bir şeydi bu. İkinci kez, üçüncü kez… hep bir şeyler değişiyordu ama hiçbiri tam olarak istediğiniz gibi olmuyordu. O yüzden sormak istedim: Kaç defa çekilir?
Beklemek ve Başlamak Arasındaki O Fark
Bir sonraki gün, sabahın erken saatlerinde, kendimi bir sinema salonunda hayal ettim. Bir koltuk, önünüzde büyük bir ekran… Film başlamadan önce, bir an için bütün dünya duruyor. O saniyeler içinde, hem başlamak hem de bitmek istiyorsunuz. Ya Malikel Mülk kitabını okurken, aynı bu duyguyu yaşadım. Bir film gibi, bir hayat gibi… Her an, her detay, her karakterin duygusu birleştiriliyordu.
Fakat Kayseri sokaklarında yürürken, o başlattığım hikâye birden silindi. Tıpkı bir film gibi, hem duraklayan hem de devam eden bir yaşam. Başlamak ne kadar heyecan verici olsa da, bitirmek, o anı yaşamak da bir o kadar zorlayıcıydı. Her yeni çekimde bir şeyler kayboluyordu, her defasında biraz daha farklı bir şey hissediyordum. Bir yazı okurken, sinemada bir sahne izlerken, ya da günlük tutarken, insan bazen aynı duyguyu tekrar tekrar yaşayabilir, ama hiçbiri diğerine benzemez. O yüzden “Ya Malikel Mülk kaç defa çekilir?” sorusu bana bir film ya da kitap sorusu gibi gelmiyor. Bu soruya derinlemesine bakınca, her çekişin bir başlangıç, bir bitiş ve hep bir kaybolan anı olduğunu fark ettim.
Bir Anı Kucaklamak
Kayseri’nin sokaklarına doğru yürüdüm. Düşüncelerim arasında kaybolmuşken, elimdeki kitabın sayfalarını çevirdim. Her sayfa, her paragraf, bana başka bir yön gösteriyordu. Ama içimde bir eksiklik vardı. Hani, çokça düşündüğümde bir şeyin eksik olduğunu fark edersiniz ya… İşte o eksiklik, tam da o soruyu düşündüm: Ya Malikel Mülk kaç defa çekilir?
Evet, hayal kırıklığıydı bu. Ama hayal kırıklığının içinde bir umudu da barındırıyordu. Her defasında yeniden çekilen bir film gibi, yaşam da devam ediyordu. Belki bir sahne değişiyordu, belki bir karakter kayboluyordu ama geriye kalan tek şey, o anı kucaklamak oluyordu. Ve bir an durduğumda, Kayseri’nin sokakları, beni yalnızca izleyen bir göz olmaktan çıkarıp, hikâyenin içinde tutuyordu.
Hayatın Defalarca Çekildiği Bir Film Gibi
Akşam oldu, gecenin karanlığında, Kayseri’nin sokak lambaları arasındaki yansımalara bakarak, “Ya Malikel Mülk kaç defa çekilir?” sorusuna tekrar takıldım. Ama bu kez başka bir gözle baktım. Hayat, belki de bu kadar karmaşıktı. Bir film gibi defalarca çekilebilir, her seferinde biraz daha farklı olurdu ama bir şeyler hep sabit kalırdı. İşte bu sabitlik, bu değişim içinde insanı anlamanın ve kabul etmenin ne kadar zor olduğunu fark ettim.
Düşüncelerim gittikçe derinleşti. O an, Kayseri sokaklarını her zamanki gibi sadece geçerken değil, aslında bir yaşamı kucaklayarak geçiyordum. Ve bu sokaklarda, bir gencin kaybolan umutlarını, kırık dökük kalbini, zamanla öğrendiği hayal kırıklıklarını taşırken, aslında hayatın her sahnesi bir anlam taşıyordu. Ya Malikel Mülk kaç defa çekilir? sorusunun cevabını da tam o an buldum. Hayat, her defasında başka bir film oluyordu, ama önemli olan, o filmi nasıl hissettiğindi.
Sonuçta Ne Oldu?
Kayseri’nin o soluk sokaklarında, yürürken her şeyin çok daha farklı olduğunu fark ettim. Yaşam, her sahnesiyle bana yeni bir şeyler öğretmeye devam ediyordu. Belki de sorulara ve hayal kırıklıklarına ihtiyaç vardı. Bazen de, soruların cevapsız kalması, hayatın ta kendisiydi. Ya Malikel Mülk kaç defa çekilir? sorusunun cevabı aslında basitti: Hayat, her defasında tekrar çekilebilir, ama her defasında biraz daha farklıdır.
Ve ben, Kayseri sokaklarında, yeni bir soruya cevap ararken, her sahnede biraz daha büyüdüğümü hissettim.